29 Kasım 2010 Pazartesi

Eciş Bücüş Mamafih Leziz!

 

yayla çorbası yaparken ne dinlenir? bu dinlenir!!

zıplayarak yayla çorbası yapılır mı? şahsi cevabım: niçün olmasın efenim? denedim oldu.

beeen messelaaa yaparım messssela!!

şimdiii..... gelelim son mutfak hikayelerime:

bugünden geriye gitmeye karar verdim:

dün değil evelki akşam yayla çorbası yaptım: sonuç iiiinanılmazzz! über muazzam sofistike!! 
yani misafir filan ağırlanır; o derece!!

tabiii eşşek sıpası tereyağın marifeti oldu bu biraz! şerefsiz mahluk neyin içine girse, bi tuhaf saadet, böyle anormal bir lezzet çıkıyor ortaya!

çorbayı yapmak çok kasmıyor ama biraz özenli ve nazik olmak; zıplama molalarında çorbayla hususi ilgilenmek gerekiyor. yoksa çorbamız biraz alınganlaşıp trip atabiliyor.

ne lazım bize?

2 bardak yoğurt
1 çay bardağı pirinç
1 yumurta
1 buçuk yemek kaşığı un

  

 veee daha sonra çorbaya eklenmek üzere 2 litre su -ki kanımca fazlaydı. 
(hey yavrum! çok eksperdir yemek hususunda:P)

+ 3 yemek kaşığı tereyağ (125 gramlık paketin 4te biri gibi bir şeydi)
 + 1 yemek kaşığı nane


öncelikle... 

pirinçmiş, unmuş, yoğurtmuş... bunlar yumurta ve yağ eşliğinde tencereye davet edilir. gelmezlerse zorlanabilirler; caizdir. mutfakta da keyfimin kahyası olamayacaksam, ocağımın taciz gurusu olamayacaksam...ne anladım ben o yemek pişirmeden!



tencereye malzemeleri koyduk. bir güzel karıştırdık.
bunları yaparken "arsız gönül" adlı musiki dehası eser muhhh-hak-kak fonda çalıyor. 
Karıştırma işlemi sürerken, 2 litre ( insan ölçülerinde 10 bardağa eşit oluyor) ısınmamış, işlemden geçmemiş, bildiğimiz normal suyu "foşşşş" diye değil "foş" "fış fış" "foşş" şeklinde efendi efendi ekleyelim. bu esnada kaşığı ve tedbiri elden bırakmayalım. arada bir, ev annesi edasıyla, çorbayı karıştıralım. kaynayana kadar tuvalete gitmeyelim, kapı ve telefon çalsa bile bakmayalım. yalnızsak mazoşizmin dibine vuralım. 

neyse! çorbamız kaynadığını belirtmek için pıhh pohh gibi sesler çıkartıp, sivilce patlaması gibi şekiller gösterecektir. (yemek ve sivilceyi bir araya getirip mideleri bayram ettiren şu yazıma hayran oldum)

o pıtırcıklar çıktı mı, çorbanın altını kısabiliriz demektir. bu "kaynama" adlı bekleyiş benim resmen 20 dakikamı aldı.akabinde, altı kısık vaziyette pirinçlerin uzamasını bekliyormuşuz. pirincin uzaması nasıl oluyor, ne zaman tam olarak boy attığına kanaat getiriyoruz bilemiyorum. ben 6-7 dakika sonra sıkıldım. kapattım. güzel oldu.

Görüldüğü üzre, inanılmaz süper ve referans alınası bir durumdayım!!

 Erimiş tereyağ vee nane! Oh misss! Önce yağ erisin, sonra naneyi koyun; yoksa yanar. Yağın erimesi zaten 1 dakika falan sürüyor.




Vee şaheserimm!! Nasıl güzel, nasıl mis kokulu, böyle bi sıcak, bi pufidik terlik-pijama ve kitap üçlemesi.

Barbunya hezimetimsi sonrası ilaç gibi geldi.



Barbunya manyağı da burda:




Sen o kadar uğraş; ayıkla filan. Sebzelere prensesler gibi davran.




 Soğanlarla ağla...







 Sarsmadan kesicem diye titizlen...






Karıştır güzelce...


Yemek pişerken gözüne fazla(!) gözüken soğanları, küçük ilkokul bebesi gibi lavaboya dök...


Sırf birazcık daha lezzet katıcam diye aşk vesilesi tarçını tencereye at...



Dakikalarca gözünü kırpmadan başında bekle...


Sonra o kalksın, böyle eci bücü bişey olsun!!



Teessüf ederim Barbunya!

Rövanşa gelicem....

24 Kasım 2010 Çarşamba

Barbun'u beklerken...

Gizem'in mutfakla imtihanında ilk hedef belli oldu: Zeytinyağlı Barbunya! (Ece sıkıcı bulsa da, durum bu)

Ki aşağıdaki eserimde de görülebileceği üzere, barbunyanın sıkıcı diyerek yaftalanmasını çooook ama çok acımasızca buluyorum:



Zeytinyağlı barbunya tariflerinin bazılarında yarım kilo, bazılarında bir kilo barbunya diyordu; bir tabur insan doyurmayacağımı -haliyle- tahmin ederek yarım kiloyla devam etmeye karar verdim.





İnternette tarifleri araştırırken, barbunyayı pişirmeden bir gece önce suda bekletmenin inanılmaz süper manyak ve muhteşem bir hareket olduğunu öğrendim. Sebebini bilmediğim halde boyun eğiyorum! (Suda bekleyen barbunyaların fotojenik olmasının da etkisi var!)





Benim gibi burnunun dikine giden biri için böylesine pürüzsüz bir itaat inanılır gibi değil! Cehalet mutluluk veriyor cidden! Kafamı yormuyorum. Sıfırdan başlayıp öğreniyorum (öğrenmeye çalışıyorum).

"Biraz bilmek" bazen öğrenmenin önüne koskoca bir set çekiyor aslında. Yemek konusunda tam bir boş arsa olduğumdan, uslu uslu öğretmenin dediğini yapan öğrenciler gibiyim. Sadece bazı konularda tahmin yürütüyorum; hepsi bu!

Sonuçta Godot'yu beklemek kadar acı verici olmasa gerek, Barbunyaları beklemek! En azından umudum bu yönde!

Bakalım...Akşama görücez artık!

Senden önce senden sonra...

Teoman'ın içten duygusallığını baltalayıp, şarkıyı bir zeytin kalabalığına armağan ettiğim için üzgünüm. Ama elimin değdiği şeylerin değişmesini her şeyden çok seviyorum ben!


"Önce & Sonra" fotoğrafları hep estetik ameliyat sonrası olacak değil ya! Bu kez de estetik lezzet arayışı olsun bahanesi...

Buyrunuz bifor (dümdüz, kuru, şahsiyetsiz) & aftır (pul biber, kekik, sızmalı, süpersonik) zeytinler!

Nam nam nammm...

BEFORE                                                                      AFTER



Ne demiş şair *...


"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı!"

Eh! O zaman, katmerli mutluluk için de bu zeytinlerin kahvaltıyla bir ilgisi olmalı!
 
*Şair=Cemal Süreya 

21 Kasım 2010 Pazar

Dünya tatlısı biberler - 2



Dünya tatlısı biberler, içimdeki obura yenik düşerek bu hallere geldiler. Aşırı basit ve aşırı lezzetli!  

  1. Biberleri dikine  ikiye böl. 
  2. Çekirdekleri bıçakla kazıyıp çıkart
  3. İçine çatalla biraz ezilmiş beyaz peyniri koy. 
  4. Elinle bastır ki şekli de güzel olsun. 
  5. Üstlerine iki çay kaşığı sızma zeytinyağı ve yarım çay kaşığı kırmızı pul biber.
 

Dünya tatlısı biberler

 
Yandaki biberler, evimizin bahçesinde yetişmiş olup, biber sevmeyen benim gibi birine bile -tatlılıklarıyla- kendilerini sevdirmeyi başarmışlardır. Alkışı hak ettiler; o yüzden burdalar!

Kendilerini ödüllendirmek için kafalarını kopartıp, dikine(tombul kısımdan zayıf kısma doğru) ortadan ikiye ayırıp; içlerine ezilmiş peynir koymak gibi planlarım var. Eminim çok mutlu olacaklardır.

Yemek de yaparım kariyer de...

Son günlerde süpermen efendinin halt ettiğini, gerçek kahramanların çalışan anneler olduğunu düşünmeye başladım.

Akşam 6-7 gibi eve gelip; yemek yapıp; çocuk adlı evcil manyakla uğraşma gücünü kendinde bulan kadın, bence kutsaldır efendim. Ciddiyim.

Şahsen bu projenin çocuksuz haliyle bile çuvallamaktayım. Yine de deneyeceğim. Buzluktan çıkartılıp, mikrodalgada işkence yöntemiyle çözülmeye ikna olan ve akabinde tavada cızzlı bızzzlı kızaran tavuklardan daha iyisini yapabileceğimi umuyorum.

Bu, tavuklar için de benim için de çok daha sağlıklı bir hayatın başlangıcı olabilir.


 

Ortak sorunlar ve çok gizli bir örgütün deşifresi

  • bir tutam tuz
  • göz kararı süt
  • alabildiğine un
  • kulak memesi kıvamından biraz daha sert oluncaya dek yoğrulmuş hamur


evet sevgili kader ortağı okur! aynen düşündüğün gibi:

bu ölçüler biz faniler yemek yapamayalım; yapsak da bir şeye benzetemeyelim diye kurulmuş olan kıskanç bir örgütün kullandığı gizli şifreler.

zaman içersinde bunların gerçek anlamlarına vakıf olmayı ve seninle paylaşmayı düşünüyorum.

bir hayalperest olduğumu düşünebilirsin ama tek başıma değilim!! di mi con?*


*bunu dinle ve alternatiflere dair inancını tazele über aşçı adayı: imagine - john lennon 



   

Her şey şöyle başladı

Senelerce okunur. İşlere güçlere girilir. Arkadaşlarla gezilip tozulur. Herkes gibi yaşanır.

Bu süre zarfında -yine herkes gibi- lokanta ve anne yemekleri, mmmmhh nidalarıyla, mideye indirilir.

Sonra bir bakarsın yaş 26'dır ve fark edersin ki, bünye hala adam gibi yemek yapamamaktadır. Bir kaç girişim hüsranla, bir kaç diğer girişim ise zaferle sonuçlanır.

Tutarlılık sıfır noktasındayken, çevredekilerde de pek bir numara görülmediğinden, genel bir beceriksizlik ya da mutfak fobisinin söz konusu olduğuna karar verilir.

Bu blog, ikisinden birine ya da her ikisine birden sahip mükemmel aşçı adayları içindir.

Şimdi kemerlerinizi bağlayın; kalkışa geçiyoruz.

Arada türbülans falan olabilir; korkmayın. Hiçbir şey kontrol altında değil!