Ben ki kendimi enteresan sanmışım; ben ki utanmadan yemek yazacakmışım. Piiiii!!
Deli A La Granadalar almış başını gitmiş. Şişmek çakmış; ishal porfovorr!! Ben de senii espaaanyoolll!!
Acemi Mutfak
Bir gün yemek delisi bir kız, mutfağa girmeye karar verir ve olaylar gelişir...
6 Aralık 2010 Pazartesi
5 Aralık 2010 Pazar
Kıskanç Mevsim Salatası
Bu alemin, salatalarıyla meşhur insanı ben olmalıydım!
Zaten yapabildiğim en baba 3-5 şeyden biri salatayken, benden çabuk davranan Aca ve Osmur Ustaların, mönülerine salata koymaları ve bunu da "A la Granada" deyip iyice cazip hale getirmeleri, sinirlerimi hoplattı.
Ben de dün gece dayanamayıp, kendi spesiyal salatamı yaptım.
Salata "A llah Neverdiyse"! (yerse)
Buyrun:
Salata için malzemeler:
Bir demet taze nane
Bir demet maydonoz
Bir küçük kıvırcık (şu top gibi değil de yumuşak ve buruşuk olan yeşillikler)
2 domates
1 salatalık
1 minicik kırmızı lahana
3 tane şirin mi şirin kornişon
Sosu için malzemeler:
Yarım su bardağı yoğurt
1 tatlı kaşuğu toz fesleğen
1 tatlı kaşığı toz kekik
1 bütün limonun suyu
2 çorba kaşığı zeytinyağı (zeytinyaa:P)
2 tatlı kaşığı tuz
Keyif için değişken malzemeler:
Tombul şarap bardağı
Kırmızı şarap
Boşuna kirletilmiş kaseler
Her türlü iğrenç şarkıyı çalmayı görev edinmiş bir radyo
Eh, hazırsak başlayalım canım.. ( Ay dur! Bi de biber vardı. Fotoğrafta görünce hatırladım. Salata malzemelerine biberi de ekle okurcum)
Salatalık en istekli asker gibi gözüktü gözüme. O yüzden onu soyarak başlayalım.
Lakin ben salatalığın kabuğuyla beraber tüm iç organlarını da götürdüğümden, meyve soyacağı olarak adlandırılmış büyük buluştan faydalanıyorum.
Sonra soyulmuş salatalığı dik bir şekilde tutup tepeden aşağıya doğru bir kere kesiyorum. Sonra o kesiği kesecek şekilde (ha?) bir kez daha kesiyorum. (fotoğrafla daha mantıklı bir hal alabilir diye umuyorum)
Parmaklar sağlamsa, domates etabına geçebiliriz. Domates soymak da salatalık soymak kadar ruha eziyet eden bir aktivite. İşin kötüsü bildiğim bir alet de yok. O yüzden hıncımızı domatesin kafasından çıkarıyoruz. Tepeyi kestik. Bravo.
Sonra araya kesik atıp, kabuğu koparmadan, böyle halka halka ne kadar uzatabilirimcilik oynuyoruz. Bazı domateslerin kabukları, uğraştırmadan yormadan bıçakla beraber hooop kalkıveriyor. Bazılarında ise ciddi ciddi kesmek lazım. O yüzden bıçağınız sağlam olsun; sinir sahibi olmayın.
Soyulmuş domatesi dik olarak ikiye bölün.
Benim gibi müsrif ve obsesif iseniz, domatesin şu sert, katı, sevimsiz yerlerini oyarak, keserek ve benzeri işkence yöntemleriyle çıkartın. Tekniği hayal gücünüze bırakıyorum.
Sonra domatesi yüzüstü yatırın. Sırtını dilimleyin. Tamamı dilimlenmiş haldeyken elinizle kavrayın ve aksi yönde de aynı şeyi tekrarlayın. Böylece domatesten de küçük küpümtraklar elde edeceksiniz.
Bunu da hallettik. Sıra geldi lahanaya.
( Şimdi sevgili okur! Burda bi araya girmem lazım. Ben bu lahana adlı şeyden ölümüne nefret ederdim. Yanına yaklaşmaz; suratına bakmazdım.
Bir gün üniversiteden arkadaşlarla toplanmış ders çalışırken, kızlara bir haller oldu. Kırmızı lahana krizine girdiler. "Çikolata mı anasını satim bu" diye içimden geçirdiğimi net biçimde anımsıyorum. O güne değin tiksindiğim şey, milletin arzu nesnesi olmuş da haberim yok. Bön bön bakıyorum tabi. Neyse sonra Özge, bu lahanaları tuzla ovdu. Masanın orta yerine tepeleme kırmızı lahana geldi. Kızlar löp löp götürüyor; bizse tip tip bakışıyoruz lahanayla.
Arkadaş çevresi çok mühim azizim. Ben o gün "bi kereden bi şey olmaz" diyerek kırmızı lahanaya başladım. Daha da kurtulabilmiş değilim. Eğer sen de lahanaya karşı bir tuhaf triplerdeysen, bol tuzla ovulmuş halini bi dene derim. Valla bak, "bi kereden bi şey olmaz"!!)
Lahanayı önce büyük büyük dilimledim. Sonra küçük küçük dilimledim. En sonunda da, kıvrımları birbirinden ayırıp salatama attım.
Bu arada, kullanmadığım yeşillik ve lahanayı da poşetlere kaldırdım (Biliyorum bu bir mucize ama lütfen ağlama anne!)

Kaldığım yerden devam....Turşuları mini mini kestim.
Malzemelerin arasına biberi ekledin di mi? Biberlerin de içini açıp çekirdeklerini çıkardım ve iiinnnnncecik dilimleyip salataya ekledim. Öyle kıtır kıtır biber tadı almayı sevmiyorum. Hatta biber seviyor muyum ondan bile emin değilim. Vitamin olsun, çeşni olsun.
Hoop onlar da salataya eklendi...
Şimdiiiii...Geldik yeşilliklere.Bu yeşillikleri çılgınlar gibi yıkamak lazım. Sokaktan gelmiş pis çocuğu çitiler gibi temizlemek lazım. Üstünde kurt var, böcük var, çamur var. Yıkayın yani. Bazıları sirkeli suda filan bekletiyor ama şu an biz bizeyiz. "Ay şekerim ben mikropları kırılsın diye sirkeli şeyde şaapıyorum" deme zorunluluğumuz yok. Sadece düzgün yıkayın gitsin.
Beyaz kısımlarından tutup bu yeşillikleri bi güzel hizalayın ve tenhada kıstırın.
Başını ezinnn...ve dilimleyin.
Nane ve maydonozu avcunuza alıp eciş büçüş yapın.
Aynı şekilde kıstırıp başını ezin ve innncecikk dilimleyin.
Asla ölçü mevhumunuz olmasın. Koskoca salatanın düdük kadar kaba sığamayacağı gerçeğini, salatanın son episodlarına vardığınızda anlayın veee yeni bir kaba geçin.
Eski kaptakileri, yeni kaptaki yeşillikler üzerine dökün.
Her şey yolundaysa, sıra geldi sosa. Esas mesele bu!
Limonu elinizle ezin! Ciddi ciddi üstüne abanın; bi şey olmaz. Olursa da limon sonuçta, siliverin etrafı.
Yoğurdun üzerine toz fesleğen ve kekiği ekleyin.Ardından limon suyunu koyun. Şimdi limon suyuyla ilgili şöyle bir önerim olacak. No 1: isterseniz sıkacakta sıkın; konu direkt kapansın. No 2: Limon suyunu bir kaşığın içine sıkın ve kabın kenarından suyu akıtıp çekirdekleri mahsur bırakın. No 3: Limonu elinizin üstünden sıkın. Böylece çekirdekler elinizde kalır; limon suyu aşağıda kalır. Bonus: elinizi yalayarak nefis bir limon aromasına da...şaka yapıyorum; iğrençleşmeyin.
A-aaa!! Yine mi kap değişmiş? Tabi ki evet! Çünkü ben yine ölçü kavramından bihaber olarak küçük bir kapta takılmışım. Tanıştırayım: Yeni sos kabımız.Bundan sonra yola kendisiyle devam edicez. Karışıma son olarak yağı da ekleyip, iyice çırpıyoruz. Sos, iyice akar vaziyete geliyor.
Veee bu şekilde sofraya koyuyoruz. Sonra da misafirler "Tü allah cezanı vermesin, bu ne be" diyor!
Karıştırıyoruz efendim. Güzeeeeelce karıştırıyoruz. Tüm o canikom domatesler, salatalıklar filan bu sosla dans ediyor. Sosun tadına bakıp "ay süpeeeer" diyor.
Bitti çok şükür! Afiyet olsun !!
Zaten yapabildiğim en baba 3-5 şeyden biri salatayken, benden çabuk davranan Aca ve Osmur Ustaların, mönülerine salata koymaları ve bunu da "A la Granada" deyip iyice cazip hale getirmeleri, sinirlerimi hoplattı.
Ben de dün gece dayanamayıp, kendi spesiyal salatamı yaptım.
Salata "A llah Neverdiyse"! (yerse)
Buyrun:
Salata için malzemeler:
Bir demet taze nane
Bir demet maydonoz
Bir küçük kıvırcık (şu top gibi değil de yumuşak ve buruşuk olan yeşillikler)
2 domates
1 salatalık
1 minicik kırmızı lahana
3 tane şirin mi şirin kornişon
Sosu için malzemeler:
Yarım su bardağı yoğurt
1 tatlı kaşuğu toz fesleğen
1 tatlı kaşığı toz kekik
1 bütün limonun suyu
2 çorba kaşığı zeytinyağı (zeytinyaa:P)
2 tatlı kaşığı tuz
Keyif için değişken malzemeler:
Tombul şarap bardağı
Kırmızı şarap
Boşuna kirletilmiş kaseler
Her türlü iğrenç şarkıyı çalmayı görev edinmiş bir radyo
Eh, hazırsak başlayalım canım.. ( Ay dur! Bi de biber vardı. Fotoğrafta görünce hatırladım. Salata malzemelerine biberi de ekle okurcum)
- Malzemeleri içtimaya alalım. Herkes, her şey yerli yerinde mi kontrol edelim.
Salatalığı bıçakla soyabilen ermiş bir guru iseniz bu bölümü geçip; öğretmenin gözbebeği olarak bir üst sınıftan devam edebilirsiniz.
Sonra soyulmuş salatalığı dik bir şekilde tutup tepeden aşağıya doğru bir kere kesiyorum. Sonra o kesiği kesecek şekilde (ha?) bir kez daha kesiyorum. (fotoğrafla daha mantıklı bir hal alabilir diye umuyorum)
Artık elimizde dört tane salatalık şeridi var. Bunları güzelce yatırıp, "insan yiyecek bunları " düşüncesini kafadan çıkarmadan, küpümtrak küpümtrak kesiyorum.
Parmaklar sağlamsa, domates etabına geçebiliriz. Domates soymak da salatalık soymak kadar ruha eziyet eden bir aktivite. İşin kötüsü bildiğim bir alet de yok. O yüzden hıncımızı domatesin kafasından çıkarıyoruz. Tepeyi kestik. Bravo.
Sonra araya kesik atıp, kabuğu koparmadan, böyle halka halka ne kadar uzatabilirimcilik oynuyoruz. Bazı domateslerin kabukları, uğraştırmadan yormadan bıçakla beraber hooop kalkıveriyor. Bazılarında ise ciddi ciddi kesmek lazım. O yüzden bıçağınız sağlam olsun; sinir sahibi olmayın.
Soyulmuş domatesi dik olarak ikiye bölün.
Benim gibi müsrif ve obsesif iseniz, domatesin şu sert, katı, sevimsiz yerlerini oyarak, keserek ve benzeri işkence yöntemleriyle çıkartın. Tekniği hayal gücünüze bırakıyorum.
Sonra domatesi yüzüstü yatırın. Sırtını dilimleyin. Tamamı dilimlenmiş haldeyken elinizle kavrayın ve aksi yönde de aynı şeyi tekrarlayın. Böylece domatesten de küçük küpümtraklar elde edeceksiniz.
Bunu da hallettik. Sıra geldi lahanaya.
( Şimdi sevgili okur! Burda bi araya girmem lazım. Ben bu lahana adlı şeyden ölümüne nefret ederdim. Yanına yaklaşmaz; suratına bakmazdım.
Bir gün üniversiteden arkadaşlarla toplanmış ders çalışırken, kızlara bir haller oldu. Kırmızı lahana krizine girdiler. "Çikolata mı anasını satim bu" diye içimden geçirdiğimi net biçimde anımsıyorum. O güne değin tiksindiğim şey, milletin arzu nesnesi olmuş da haberim yok. Bön bön bakıyorum tabi. Neyse sonra Özge, bu lahanaları tuzla ovdu. Masanın orta yerine tepeleme kırmızı lahana geldi. Kızlar löp löp götürüyor; bizse tip tip bakışıyoruz lahanayla.
Arkadaş çevresi çok mühim azizim. Ben o gün "bi kereden bi şey olmaz" diyerek kırmızı lahanaya başladım. Daha da kurtulabilmiş değilim. Eğer sen de lahanaya karşı bir tuhaf triplerdeysen, bol tuzla ovulmuş halini bi dene derim. Valla bak, "bi kereden bi şey olmaz"!!)
Lahanayı önce büyük büyük dilimledim. Sonra küçük küçük dilimledim. En sonunda da, kıvrımları birbirinden ayırıp salatama attım.
Bu arada, kullanmadığım yeşillik ve lahanayı da poşetlere kaldırdım (Biliyorum bu bir mucize ama lütfen ağlama anne!)
Hani bazı insanlar vardır. Böyle yemek programlarında ve gündelik hayatta... Yemek yaparlar ve etraf bal-dök-yala kıvamındadır.
Hah! İşte ben o insanlarden değilim okur! Buyur bu da belgesi!
Şarabımı koydum; ortalık darmadağın ve mutlu bir salata yapıyorum. Dokunmayınız!

Kaldığım yerden devam....Turşuları mini mini kestim.
Onlar da lahanaların üstüne...
Malzemelerin arasına biberi ekledin di mi? Biberlerin de içini açıp çekirdeklerini çıkardım ve iiinnnnncecik dilimleyip salataya ekledim. Öyle kıtır kıtır biber tadı almayı sevmiyorum. Hatta biber seviyor muyum ondan bile emin değilim. Vitamin olsun, çeşni olsun.
Hoop onlar da salataya eklendi...
Şimdiiiii...Geldik yeşilliklere.Bu yeşillikleri çılgınlar gibi yıkamak lazım. Sokaktan gelmiş pis çocuğu çitiler gibi temizlemek lazım. Üstünde kurt var, böcük var, çamur var. Yıkayın yani. Bazıları sirkeli suda filan bekletiyor ama şu an biz bizeyiz. "Ay şekerim ben mikropları kırılsın diye sirkeli şeyde şaapıyorum" deme zorunluluğumuz yok. Sadece düzgün yıkayın gitsin.
Beyaz kısımlarından tutup bu yeşillikleri bi güzel hizalayın ve tenhada kıstırın.
Başını ezinnn...ve dilimleyin.
Nane ve maydonozu avcunuza alıp eciş büçüş yapın.
Aynı şekilde kıstırıp başını ezin ve innncecikk dilimleyin.
Asla ölçü mevhumunuz olmasın. Koskoca salatanın düdük kadar kaba sığamayacağı gerçeğini, salatanın son episodlarına vardığınızda anlayın veee yeni bir kaba geçin.
Eski kaptakileri, yeni kaptaki yeşillikler üzerine dökün.
Her şey yolundaysa, sıra geldi sosa. Esas mesele bu!
Limonu elinizle ezin! Ciddi ciddi üstüne abanın; bi şey olmaz. Olursa da limon sonuçta, siliverin etrafı.
Yoğurdun üzerine toz fesleğen ve kekiği ekleyin.Ardından limon suyunu koyun. Şimdi limon suyuyla ilgili şöyle bir önerim olacak. No 1: isterseniz sıkacakta sıkın; konu direkt kapansın. No 2: Limon suyunu bir kaşığın içine sıkın ve kabın kenarından suyu akıtıp çekirdekleri mahsur bırakın. No 3: Limonu elinizin üstünden sıkın. Böylece çekirdekler elinizde kalır; limon suyu aşağıda kalır. Bonus: elinizi yalayarak nefis bir limon aromasına da...şaka yapıyorum; iğrençleşmeyin.
A-aaa!! Yine mi kap değişmiş? Tabi ki evet! Çünkü ben yine ölçü kavramından bihaber olarak küçük bir kapta takılmışım. Tanıştırayım: Yeni sos kabımız.Bundan sonra yola kendisiyle devam edicez. Karışıma son olarak yağı da ekleyip, iyice çırpıyoruz. Sos, iyice akar vaziyete geliyor.
Bunu bir güzeeel salata karışımının üstüne gezdiriyoruz.
Veee bu şekilde sofraya koyuyoruz. Sonra da misafirler "Tü allah cezanı vermesin, bu ne be" diyor!
Karıştırıyoruz efendim. Güzeeeeelce karıştırıyoruz. Tüm o canikom domatesler, salatalıklar filan bu sosla dans ediyor. Sosun tadına bakıp "ay süpeeeer" diyor.
Bitti çok şükür! Afiyet olsun !!
Etiketler:
biber,
dağınık,
dans,
domates,
fesleğen,
granada,
kekik,
konuk şef,
kornişon,
lahana,
limon suyu,
maydonoz,
Özge,
püf noktası,
saklama poşeti,
salata,
salatalık,
sos,
soymak,
şarap
4 Aralık 2010 Cumartesi
Haftanın Konuk Şefleri: Aca İçli § Osmur Çatlı (a.k.a Somonyaklar)
Benim iki tane, canımın içi, delim var.
Kendileri şu anda İspanya / Granada semalarında dolanmakta ve ordaki tüm Alehandrolara, Türkiye'ye gelme planları yaptırmaktalar. (bkz: amigos çakalos)
Bu blog kurulduktan sonra onlardan, yani Ece ve Öznur'dan, mutfak maceralarını göndermelerini istemiştim. Sonunda beklediğim oldu. Değdi mi? KE-SİN-LİK-LE!!
Öncelikle, kendilerini takdim etsinler isterim...
"Michelin Yıldızlı Restoranların Vazgeçilmez Aşçıları...
Osmur Çatlı: bu haftaki menu sadece 1 girişti... Haftaya daha kanlı bir menu ile karsınızda olacağizzz
Osmur Çatlı: bu haftaki menu sadece 1 girişti... Haftaya daha kanlı bir menu ile karsınızda olacağizzz
Aca İçli: Ama ama Osmurr, yaaa insanları ürkütmesek, hem sen böyle diyincee, bi ürperdim, korktum sanki, hiç etimiz yok ki dolapta, yoksa beni mi doğriicaksın, hasanı da doğramistin saten geçen 34 saat içindeeee... hasaann haassannn, dedim durdum, bisim çırak nerde diye sordum ali amıcaya, o da dedi ki, Osmur para yetmeyince, müşteriler de şiş kebap isteyince - zaten bi işe yaramıyodu doğrayalım gitsin dedi, gözüm önünde kuşbası etti garibanı didi... "
Şimdi Alehandrolar akın akın buralara gelmesin de ne yapsın?!
Noktasına virgülüne dokunmadan, deli dilinde Somon ve Salata aşkı!! Devamını merakla bekliyorum :)
Malzemeler:
somon dilimleri
1-2 diş sarımsak
karabiber
zeytin yaa
somon dilimleri
1-2 diş sarımsak
karabiber
zeytin yaa
Hazırlanışı:
Sarımsaklar ezildikten sonra küçük küpler halinde doğranır, küpler onemli, küp olmayan 1 sarımsak parçasının kızgın zeytin yaa ile buluştuğu anı hayal bile etmek istemem... (sarımsak soğan gibi değildir, soğan onu doğradığınız icin size kızar ve anında saldırır, geçici görme kaybı yaşarsınız, ama sarımsak öyle mi, ketumdur o, durur, biriktirir boş anınızı bekler sonra 1 ters hareket... tuzak kurar tuzak)
Neyse, sonra 1 tutam karabiber ve zeytinyaa ekleyiniz efendim bu sarımsaklara, ki sakinleşsin, kendini yalnız hissetmesin.
Yıkayıp kuruladığınız, miss gibi kokan somon dilimlerinizi bulayınız bu sosa ve 20 dk. bekletinizz.
Ardından iyice kızdırdığınız tavada her 2 yüzü de kızarıncaya kadar pişirinizz, tadindan yenmeyecek kıvama gelince servis ediniz, ama biraz bekleyin lutfen, salatamız da olmak üzere hemen toplamayın milleti masaya...
Afiyet olsun..."
Afiyet olsun..."
vee salata...
"Granada usulü Salata
Malzemeler:
1 kırmızı soğan
1 bordo renkli kıvırcık
1 yesil renkli kıvırcık
3 havuç
sumak suyu
Granada usulu kavanozlanmıs haslanmıs kırmızı lahana
Super Coviran usulü haslanmıs mısır
Limon suyu
Tuz
Zeytin yaa
Hazırlanışı:
Soğan ince ince yarım ay şeklinde doğranır ve tuz ile ovulur, ardından sumak suyu eklenir ve kaynaşmaları sağlanır.
Doğramadan önce yıkadığımız bordo ve yesil kıvırcıklarımız eklenir.
Dikkat: salataları yıkamanız çok mühimdirr, kim bilebilir, belki yemeğe davet ettiğiniz konuklarınız arasında haşereler vardır, yemek esnasında konuklarınızın 1er 1er sandalyelerinden düşüp yerle yeksan olmalarını istemezsiniz değil mi? Siz salatanızın lezzetinden bayıldıklarını düşünüp sevine dururken onlar özel jetlerine binmiş diğer diyara hızla yol alıyor olabilirler, aman dikkat aman...
ardından havuçlar soyulur ve rendelenir. Granada usulu kavonaze edilmiş kırmızı lahana ve süper coviran usulü haşlanmış mısır da eklenir. Limon suyu, tuz ve zeytin yaa ile harmanlanan bu guapisimooo salata, balığınızın yanında konuklarınıza sunacağınız hem göze hem mideye seslenen guzel bir alternatif olacaktır.
Afiyet olsun... "
Afiyet olsun... "
İlk konuk şeflerime teşekkür eder; özlemle öperim gıdılarından.
Sana da afiyet olsun okur; tarifleri denersen haberim olsun.
29 Kasım 2010 Pazartesi
Eciş Bücüş Mamafih Leziz!
yayla çorbası yaparken ne dinlenir? bu dinlenir!!
zıplayarak yayla çorbası yapılır mı? şahsi cevabım: niçün olmasın efenim? denedim oldu.
beeen messelaaa yaparım messssela!!
şimdiii..... gelelim son mutfak hikayelerime:
bugünden geriye gitmeye karar verdim:
dün değil evelki akşam yayla çorbası yaptım: sonuç iiiinanılmazzz! über muazzam sofistike!!
yani misafir filan ağırlanır; o derece!!
tabiii eşşek sıpası tereyağın marifeti oldu bu biraz! şerefsiz mahluk neyin içine girse, bi tuhaf saadet, böyle anormal bir lezzet çıkıyor ortaya!
çorbayı yapmak çok kasmıyor ama biraz özenli ve nazik olmak; zıplama molalarında çorbayla hususi ilgilenmek gerekiyor. yoksa çorbamız biraz alınganlaşıp trip atabiliyor.
ne lazım bize?
2 bardak yoğurt
1 çay bardağı pirinç
1 yumurta
1 buçuk yemek kaşığı un
veee daha sonra çorbaya eklenmek üzere 2 litre su -ki kanımca fazlaydı.
(hey yavrum! çok eksperdir yemek hususunda:P)
+ 3 yemek kaşığı tereyağ (125 gramlık paketin 4te biri gibi bir şeydi)
+ 1 yemek kaşığı nane
öncelikle...
pirinçmiş, unmuş, yoğurtmuş... bunlar yumurta ve yağ eşliğinde tencereye davet edilir. gelmezlerse zorlanabilirler; caizdir. mutfakta da keyfimin kahyası olamayacaksam, ocağımın taciz gurusu olamayacaksam...ne anladım ben o yemek pişirmeden!
tencereye malzemeleri koyduk. bir güzel karıştırdık.
bunları yaparken "arsız gönül" adlı musiki dehası eser muhhh-hak-kak fonda çalıyor.
Karıştırma işlemi sürerken, 2 litre ( insan ölçülerinde 10 bardağa eşit oluyor) ısınmamış, işlemden geçmemiş, bildiğimiz normal suyu "foşşşş" diye değil "foş" "fış fış" "foşş" şeklinde efendi efendi ekleyelim. bu esnada kaşığı ve tedbiri elden bırakmayalım. arada bir, ev annesi edasıyla, çorbayı karıştıralım. kaynayana kadar tuvalete gitmeyelim, kapı ve telefon çalsa bile bakmayalım. yalnızsak mazoşizmin dibine vuralım.
neyse! çorbamız kaynadığını belirtmek için pıhh pohh gibi sesler çıkartıp, sivilce patlaması gibi şekiller gösterecektir. (yemek ve sivilceyi bir araya getirip mideleri bayram ettiren şu yazıma hayran oldum)
o pıtırcıklar çıktı mı, çorbanın altını kısabiliriz demektir. bu "kaynama" adlı bekleyiş benim resmen 20 dakikamı aldı.akabinde, altı kısık vaziyette pirinçlerin uzamasını bekliyormuşuz. pirincin uzaması nasıl oluyor, ne zaman tam olarak boy attığına kanaat getiriyoruz bilemiyorum. ben 6-7 dakika sonra sıkıldım. kapattım. güzel oldu.
Görüldüğü üzre, inanılmaz süper ve referans alınası bir durumdayım!!
Vee şaheserimm!! Nasıl güzel, nasıl mis kokulu, böyle bi sıcak, bi pufidik terlik-pijama ve kitap üçlemesi.
Barbunya hezimetimsi sonrası ilaç gibi geldi.
Barbunya manyağı da burda:
Sen o kadar uğraş; ayıkla filan. Sebzelere prensesler gibi davran.
Soğanlarla ağla...
Sarsmadan kesicem diye titizlen...
Karıştır güzelce...
Yemek pişerken gözüne fazla(!) gözüken soğanları, küçük ilkokul bebesi gibi lavaboya dök...
Sırf birazcık daha lezzet katıcam diye aşk vesilesi tarçını tencereye at...
Dakikalarca gözünü kırpmadan başında bekle...
Sonra o kalksın, böyle eci bücü bişey olsun!!
Teessüf ederim Barbunya!
Rövanşa gelicem....
Etiketler:
arsız gönül,
athena,
dans,
hezimet,
rövanş,
tarçın,
tereyağ,
yayla çorbası,
yemek,
zafer,
zeytinyağlı barbunya
Kaydol:
Yorumlar (Atom)















































