5 Aralık 2010 Pazar

Kıskanç Mevsim Salatası

Bu alemin, salatalarıyla meşhur insanı ben olmalıydım!

Zaten yapabildiğim en baba 3-5 şeyden biri salatayken, benden çabuk davranan Aca ve Osmur Ustaların, mönülerine salata koymaları ve bunu da "A la Granada" deyip iyice cazip hale getirmeleri, sinirlerimi hoplattı.

Ben de dün gece dayanamayıp, kendi spesiyal salatamı yaptım.

Salata "A llah Neverdiyse"! (yerse)


Buyrun:


 
Salata için malzemeler:
 



Bir demet taze nane
Bir demet maydonoz
Bir küçük kıvırcık (şu top gibi değil de yumuşak ve buruşuk olan yeşillikler)
2 domates
1 salatalık
1 minicik kırmızı lahana
3 tane şirin mi şirin kornişon
 
 Sosu için malzemeler:


Yarım su bardağı yoğurt
1 tatlı kaşuğu toz fesleğen
1 tatlı kaşığı toz kekik
1 bütün limonun suyu
2 çorba kaşığı zeytinyağı (zeytinyaa:P)
2 tatlı kaşığı tuz


Keyif için değişken malzemeler:

Tombul şarap bardağı
Kırmızı şarap
Boşuna kirletilmiş kaseler
Her türlü iğrenç şarkıyı çalmayı görev edinmiş bir radyo




Eh, hazırsak başlayalım canım.. ( Ay dur! Bi de biber vardı. Fotoğrafta görünce hatırladım. Salata malzemelerine biberi de ekle okurcum)



  1. Malzemeleri içtimaya alalım. Herkes, her şey yerli yerinde mi kontrol edelim.






Salatalık en istekli asker gibi gözüktü gözüme. O yüzden onu soyarak başlayalım.

Salatalığı bıçakla soyabilen ermiş bir guru iseniz bu bölümü geçip; öğretmenin gözbebeği olarak bir üst sınıftan devam edebilirsiniz. 

Lakin ben salatalığın kabuğuyla beraber tüm iç organlarını da götürdüğümden, meyve soyacağı olarak adlandırılmış büyük buluştan faydalanıyorum.



 Sonra soyulmuş salatalığı dik bir şekilde tutup tepeden aşağıya doğru bir kere kesiyorum. Sonra o kesiği kesecek şekilde (ha?) bir kez daha kesiyorum. (fotoğrafla daha mantıklı bir hal alabilir diye umuyorum)




Artık elimizde dört tane salatalık şeridi var. Bunları güzelce yatırıp, "insan yiyecek bunları " düşüncesini kafadan çıkarmadan, küpümtrak küpümtrak kesiyorum.





Parmaklar sağlamsa, domates etabına geçebiliriz. Domates soymak da salatalık soymak kadar ruha eziyet eden bir aktivite. İşin kötüsü bildiğim bir alet de yok. O yüzden hıncımızı domatesin kafasından çıkarıyoruz. Tepeyi kestik. Bravo. 



Sonra araya kesik atıp, kabuğu koparmadan, böyle halka halka ne kadar uzatabilirimcilik oynuyoruz. Bazı domateslerin kabukları, uğraştırmadan yormadan bıçakla beraber hooop kalkıveriyor. Bazılarında ise ciddi ciddi kesmek lazım. O yüzden bıçağınız sağlam olsun; sinir sahibi olmayın.


 


Soyulmuş domatesi dik olarak ikiye bölün.


Benim gibi müsrif ve obsesif iseniz, domatesin şu sert, katı, sevimsiz yerlerini oyarak, keserek ve benzeri işkence yöntemleriyle çıkartın. Tekniği hayal gücünüze bırakıyorum.


Sonra domatesi yüzüstü yatırın. Sırtını dilimleyin. Tamamı dilimlenmiş haldeyken elinizle kavrayın ve aksi yönde de aynı şeyi tekrarlayın. Böylece domatesten de küçük küpümtraklar elde edeceksiniz.


Bunu da hallettik. Sıra geldi lahanaya.

( Şimdi sevgili okur! Burda bi araya girmem lazım. Ben bu lahana adlı şeyden ölümüne nefret ederdim. Yanına yaklaşmaz; suratına bakmazdım.

Bir gün üniversiteden arkadaşlarla toplanmış ders çalışırken, kızlara bir haller oldu. Kırmızı lahana krizine girdiler. "Çikolata mı anasını satim bu" diye içimden geçirdiğimi net biçimde anımsıyorum. O güne değin tiksindiğim şey, milletin arzu nesnesi olmuş da haberim yok. Bön bön bakıyorum tabi. Neyse sonra Özge, bu lahanaları tuzla ovdu. Masanın orta yerine tepeleme kırmızı lahana geldi. Kızlar löp löp götürüyor; bizse tip tip bakışıyoruz lahanayla.

Arkadaş çevresi çok mühim azizim. Ben o gün "bi kereden bi şey olmaz" diyerek kırmızı lahanaya başladım. Daha da kurtulabilmiş değilim. Eğer sen de lahanaya karşı bir tuhaf triplerdeysen, bol tuzla ovulmuş halini bi dene derim. Valla bak, "bi kereden bi şey olmaz"!!)

 

Lahanayı önce büyük büyük dilimledim. Sonra küçük küçük dilimledim. En sonunda da, kıvrımları birbirinden ayırıp salatama attım.


 Bu arada, kullanmadığım yeşillik ve lahanayı da poşetlere kaldırdım (Biliyorum bu bir mucize ama lütfen ağlama anne!)

 


Hani bazı insanlar vardır. Böyle yemek programlarında ve gündelik hayatta... Yemek yaparlar ve etraf bal-dök-yala kıvamındadır. 

Hah! İşte ben o insanlarden değilim okur! Buyur bu da belgesi!
Şarabımı koydum; ortalık darmadağın ve mutlu bir salata yapıyorum. Dokunmayınız!




Kaldığım yerden devam....Turşuları mini mini kestim.


 

Onlar da lahanaların üstüne...



Malzemelerin arasına biberi ekledin di mi? Biberlerin de içini açıp çekirdeklerini çıkardım ve iiinnnnncecik dilimleyip salataya ekledim. Öyle kıtır kıtır biber tadı almayı sevmiyorum. Hatta biber seviyor muyum ondan bile emin değilim. Vitamin olsun, çeşni olsun.



Hoop onlar da salataya eklendi...


 Şimdiiiii...Geldik yeşilliklere.Bu yeşillikleri çılgınlar gibi yıkamak lazım. Sokaktan gelmiş pis çocuğu çitiler gibi temizlemek lazım. Üstünde kurt var, böcük var, çamur var. Yıkayın yani. Bazıları sirkeli suda filan bekletiyor ama şu an biz bizeyiz. "Ay şekerim ben mikropları kırılsın diye sirkeli şeyde şaapıyorum" deme zorunluluğumuz yok. Sadece düzgün yıkayın gitsin.



Beyaz kısımlarından tutup bu yeşillikleri bi güzel hizalayın ve tenhada kıstırın.



Başını ezinnn...ve dilimleyin.


Nane ve maydonozu avcunuza alıp eciş büçüş yapın.


Aynı şekilde kıstırıp başını ezin ve innncecikk dilimleyin.



Asla ölçü mevhumunuz olmasın. Koskoca salatanın düdük kadar kaba sığamayacağı gerçeğini, salatanın son episodlarına vardığınızda anlayın veee yeni bir kaba geçin.


Eski kaptakileri, yeni kaptaki yeşillikler üzerine dökün.


Her şey yolundaysa, sıra geldi sosa. Esas mesele bu!



Limonu elinizle ezin! Ciddi ciddi üstüne abanın; bi şey olmaz. Olursa da limon sonuçta, siliverin etrafı.




Yoğurdun üzerine toz fesleğen ve kekiği ekleyin.Ardından limon suyunu koyun. Şimdi limon suyuyla ilgili şöyle bir önerim olacak. No 1: isterseniz sıkacakta sıkın; konu direkt kapansın. No 2: Limon suyunu bir kaşığın içine sıkın ve kabın kenarından suyu akıtıp çekirdekleri mahsur bırakın. No 3: Limonu elinizin üstünden sıkın. Böylece çekirdekler elinizde kalır; limon suyu aşağıda kalır. Bonus: elinizi yalayarak nefis bir limon aromasına da...şaka yapıyorum; iğrençleşmeyin.






 A-aaa!! Yine mi kap değişmiş? Tabi ki evet! Çünkü ben yine ölçü kavramından bihaber olarak küçük bir kapta takılmışım. Tanıştırayım: Yeni sos kabımız.Bundan sonra yola kendisiyle devam edicez. Karışıma son olarak yağı da ekleyip, iyice çırpıyoruz. Sos, iyice akar vaziyete geliyor.



Bunu bir güzeeel salata karışımının üstüne gezdiriyoruz.


Veee bu şekilde sofraya koyuyoruz. Sonra da misafirler "Tü allah cezanı vermesin, bu ne be" diyor!


Karıştırıyoruz efendim. Güzeeeeelce karıştırıyoruz. Tüm o canikom domatesler, salatalıklar filan bu sosla dans ediyor. Sosun tadına bakıp "ay süpeeeer" diyor.



Bitti çok şükür! Afiyet olsun !!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

eee ne dersiniz?